BLOG / Psikolog Bengü Küçük
Bengü Küçük
Psikolog


Bengü Küçük hakkında daha fazla bilgi almak için buraya tıklayın

Organik Domates Eşliğinde Ruha Yapılan Dokunuşlar

Yazar:Bengü Küçük - 09.08.2017 | Okunma Sayısı: 684

Organik yiyecekler yedirmeye çalışırken suni dokunuşlar yapmaya başladık çocukların ruhlarına... 
Kakasını yaptı, kakayı bando takımıyla karşıladık, yapmadığında öfkeyle... Yemeğini yediğinde tribün yaptık, yemedi dünyamız karardı... Güzel resim yaptı, evin minik Van Gogh u dedik alkışa boğduk, dışına taşırınca beceriksiz dedik... Gülüşüne çıldırdık, ağlayışına da çıldırdık, öfkesine daha çok çıldırıp, tutturup inatlaşmasında kendimizden geçtik, hele korkarsa çok şahane abartarak yoksaydık... 

Çocuğun doğal olan tüm davranışlarından ve duygularından ödümüz kopuyor bana kalırsa...

Ağlamak doğal, gülmek doğal, öfke doğal, korku doğal, yemek doğal, dışkılamak doğal iken, tüm bu doğal duyguları abartılı tepkilerle eşleştirip zihinlerine kodladık... Tüm duygular kontrolsüzleşti, o duygudan bu duyguya geçiş hızı ya da aynı duyguda gereğinden fazla kalış süresi dengesizleşti... Üzüntü de , öfke de, sevinç de, korku da doğal olmayan boyutlarda yaşanır hale geldi.. Gülerken birden bire ağlama ya da öfke krizine geçip, saatlerce o krizi atlatamayan çocuklar yetişiyor... Duygu denetimi yok edildi.. Doğal akışı, duyguların ekolojisini bozduk... 

Şimdi çocuklar güneyden kasa kasa gelen organik domatesten yapılmış çorbayı içerken her kaşığa bravo, her kaseye ödül, o çorbanın her çıkışına da alkış ekibi ister hale geldi... 

Duyguların doğal hali ile yaşanarak öğütülmesi, kişinin duygularının esiri olmadan duygulara kendini bırakabilmeyi öğrenmesi son derece önemli bana kalırsa. Bizler yetişkin yaşantımızda duygular bastırdığında onlardan kaçmak için herşeyi yapıyoruz... Delicesine alışveriş yapıyoruz, kumar oynuyoruz, hız yapıyoruz, çok çalışıyoruz, internet oyunlarına bağlanıyor, sosyal medyada selfie çılgınlığı yaşıyoruz, kendimizi uyuşturuyor, aşırı spor ya da aşırı temizlik yaparak içinden geçip yana yana da olsa bizi olgunlaştıracak olan duygudan kaçıp dikkatimizi dağıtıyoruz.. Çocuklara da aynısını yapıyoruz. Ağlamasın , öfkelenmesin , korkmasın diye savaşıyoruz. O duyguları görünce onların da dikkatini dağıtmaya çalışıyoruz. 

Halbuki o duyguyu yaşayarak, çiğneyerek, her hücresinde üzüntüyü deneyimlemeye ihtiyacı var. O duyguyu yaşaması bitirmesi, ne kadar sürdüğünü görmesi gerekiyor. Çocuğun, kendisi ve duyguları üzerinde denetimi olabilmesi için, aynı bedenin sınırlarını keşfetmek gibi ruhunun da sınırlarını keşfetmeye ihtiyacı var. 
Bir topu uzağa fırlatıp ne kadar güçlü kolları olduğunu deneyimlemesi gerektiği gibi.. O topu araya girer ve keserseniz atabileceği uzaklığı asla bilemeyecek, gücünü tanımlayamayacaktır. 

Arkadaşınızdan ilk kez kazık yediğiniz zamanı hatırlayın lütfen... Bir sonraki ilki kadar, üçüncüsü ikinci kadar, onuncusu da dokuzuncu kadar acıtmaz.. Çünkü o hayalkırıklığıyla gelen üzüntü ve öfkeyi yaşamış, dibini sıyırmış ve ne kadar kızabileceğinize ve ne kadar sürede sakinleşebildiğinize dair bir bilgi edinmişsinizdir. Artık acı verici bir deneyimde " ben bu filmi daha önce görmüştüm" diyebilecek denetime sahipsiniz demektir... Bu denetimi ise ancak duygularınızla yüzleşerek kazanırsınız.. Dikkatinizi dağıtarak değil..

Kişinin ruhunun gücünün sınırlarını keşfedebilmesi için doğal akışı bozmadan , destekleyici, sabırlı bir şekilde duygusunu deneyimleyip bitirmesine izin veren ve yargılamadan orada tüm kabulü ile durabilen bir kayaya ihtiyacı var.. Öfkeyi yaşayan bir çocuğun, yaşadığı şeyin öfke olduğunu bilmeye, geçeceğini bilmeye ve her anında ailesinin onu yargılamadan gerekirse yardım için bekleyeceğini bilmeye ihtiyacı var.. 

Ancak o zaman topu her seferinde biraz daha uzağa atabilir..